J.R.R. Tolkien'in yaratmış olduğu efsane karakterlerden olan Gandalf the Grey'i hem Yüzüklerin Efendisi hem de Hobbit üçlemesinde canlandıran Ian McKellen karakteri tekrar canlandırmak istediğini söyledi. Amazon'un Yüzüklerin Efendisi dizisi çekeceğini duyurmuştuk bunu biliyorsunuz zaten. Amazon CEO'su Jeff Bezos Yüzüklerin Efendisi tutkunu olduğu için diziyle yakından ilgileniyor.
Sir Ian McKellen ise BBC Radio 2'da gerçekleştirdiği programda karaktere teklif gelirse döneceğini belirtti. Sunucunun ''Başkasının Gandalf'ı canlandırması sizi rahatsız eder mi?'' sorusuna McKellen ''Başka bir Gandalf mı? Ne demek istiyorsun?'' dedi. Ardından ''Gandalf'ı tekrar oynama konusunda evet demedim çünkü daha bu bana sorulmadı. Gandalf'ı başkası mı oynayacak? Gandalf 7000 yaşının üzerinde ben henüz o kadar o kadar yaşlı değilim.'' dedi. Görünüşe göre eğer Ian McKellen'a teklif gelirse karakteri tekrar canlandırmak istiyor. Hayranlar olarak biz tabii ki tekrar görmek isteriz ama bu karar Amazon'a yani Jeff Bezos'a kalmış bir konu. Siz ne düşünüyorsunuz? Dizi için heyecanlı mısınız? Yorumlarda belirtin!
Superman`in sadece DC`nin değil, tüm çizgi roman dünyalarının en bilindik süper kahramanlarından bir tanesi olduğu aşikar. Hatta birçok kişi için o, süper kahraman denildiğinde ilk akla gelen isim. Superman`i genellikle doğruluk ve adalet için iyilerin tarafında savaşırken okuyup izledik. Peki kriptonit dışında bir zayıflığı olmayan ve neredeyse yenilmez olan bu karakter, kötülerin tarafında savaştığında neler olur ve bizi neler bekler? Bu yazıda Superman`in karanlık tarafta olduğu 15 halini sunuyoruz!
15. Justice Lords Superman
İlk kez Justice League çizgi dizisinin bir bölümünde karşılaştığımız bu Superman, alternatif bir evrendeki karanlık Justice League olan Justice Lords grubunun bir üyesi. Justice Lords grubu Amerikan Başkanı Lex Luthor`un Superman`i Flash`ı infaz etmeye zorladığı bir evrenden geliyor. Bu evrende Justice Lords dünya hükümetlerinin yönetimini ele geçirmiş durumda ve onlara tiranca hükmediyor.
İki parçadan oluşan bu bölümünde Justice Lords orijinal Justice League`in olduğu evrene gelip onları esir ediyor ve kendi dünyalarında yaptıklarını burada da yapmaya çalışıyor. Justice Lord Superman hakkındaki en akılda kalıcı şey ise onun da aynı orijinal Superman gibi tamamen doğruları yapıyor olduğuna inanması.
14. Evil Superman (Superman 3)
1983 yapımı Superman 3 cidden vasat bir filmdi, eğer izlediyseniz siz de hak vereceksinizdir. Kötü taraftaki bir Superman`i sinema perdesinde de ilk kez bu filmle gördük ama. Bu filmde bir bilgisayar dahisi olan Gus Gorman, patronunun emriyle sentetik bir kriptonit üretmeye çalışıyor, bilgisayar kriptonitteki bir elementi bulamayınca da o element yerine katran kullanıyor. Ürettiği kriptonit Superman`i öldürmüyor ama bunun yerine Superman`in zihnini ‘’yumuşak huylu’’ ve ‘’süper kötü’’ olarak ikiye bölüyor.
Kriptonit tarafından zihni bölünmüş olan Superman süper güçleriyle işleri berbat etmeye başlıyor. Pisa Kulesinin eğimini yok eden, olimpiyat meşalesini havaya uçuran ve sürekli sarhoş olan Superman bir süper kahramanın tam tersi haline geliyor. Buradaki Superman bir süper kötü olmaktan çok sadece pislik herifin biri gibi davransa da
olarak bu listede yerini alıyor.
13. Dark Knight Superman
1986 yılında yayımlanmış The Dark Knight Return mini serisi, Batman`in emekli olduğu, fakat 10 yıl sonra Gotham`da yeni ve büyük tehditlerin ortaya çıkmasıyla geri döndüğü bir alternatif evrende geçiyor. Dark Knight`daki Superman acımasız Amerikan Hükümetiyle ittifak halinde ve hükümet tarafından Batman`i tutuklamakla görevlendiriliyor.
Buradaki Superman de tam olarak karanlık taraftaki bir Superman değildi fakat yozlaşmış olan Amerikan ideallerine hala bağlı olması sebebiyle dışarıdan bakıldığında doğru gözükmeyen şeyler yapıyor. Yine de böyle olmasının asıl sebebi kötü olması değil, yanlış yönlendirilmiş, engellenmiş ve küresel meselelerin arasına devlet tarafından sıkıştırılmış olması.
12. Smallville`in Kal-El`i
Smallville`in ne kadar kötü bir yapım olduğunu artık herkes biliyor, bu işleri çok sevip yakından takip eden ben bile uzun süre bu diziye katlanamadım, fakat bu dizide de Superman`in kötü bir versiyonu işlenmiş. Dizi biraz da Clark Kent`in babasıyla olan zorlu ilişkisini konu alıyordu. Dizinin ilerleyen bölümlerde Clark Kent Jor-El`in onu dünyaya göndermesinin sebebinin onu korumak değil, dünyayı fethetmek için olduğunu öğrenmiş. Onu evlat edinen babasını kurtarmak için bir gün Superman, Kal-El kişiliğinin yeniden programlanmasına izin vermiş ve sonrasında insanlığın sonunu getirme pahasına, kaderi olduğunu düşündüğü dünyaya hükmetme işine kendisini adamış. Diziye devam etmediğim için bir kez daha memnun oldum. Ya siz ne düşünüyorsunuz?
11. Red Son Superman
Kızıl Evlat Superman olarak çevirebileceğimiz Red Son Superman, sorusunu merkeze koyup karşımıza harika bir iş çıkartıyor. Red Son`da Superman`in dünyaya gönderildiği mekik Kansas yerine Sovyet Rusya`ya düşüyor ve Superman Amerika yerine Sovyetler için savaşmak ve onun doğrularını korumak üzere yetiştiriliyor. Komünist Parti ve Stalin için savaşan Superman Soğuk savaş sırasında Amerika ve Sovyetler arasındaki dengeleri Sovyetlerin lehine değiştiren bir güç haline geliyor.
Adı Komünist Rusyayla beraber anılan Superman, ülkesinin gücünü tüm dünyaya yaydı. Wonder Woman`la beraber dünyayı gezen Superman diğer ülkelerde de komünist partiyi güçlendirdi ve hatta bazılarının yeni lideri haline geldi.
10. Ultraman
Ultraman, dünyaya seyahati sırasında uzay gemisi kriptonite rastlayan ve kriptonit tarafından zayıflatılmak yerine güçlendirilmiş, ayrıca zihni çarpıtılmış bir kriptonluydu. Dünyaya vardığında kendisini Ultraman olarak adlandırdı ve Justice League`in karanlık bir versiyonu olan Crime Syndicate of America`yı (Amerikan Suç Birliği) kurup dünyayı fethetti. Ultraman, gerçek Superman`in yaşadığı dünyayı keşfettiğinde de Crime Syndicate ile birlikte orayı fethetmek için yola çıktı.
İlk kez kendisini 1964`te gördüğümüz Ultraman Superman`in tüm güçlerine sahipti ve onun kriptonit dezavantajından muaftı. Superman`in adalete olan tutkusu gibi o da güce ve iktidara tutkuluydu. Burada Ultraman Superman tarafından yakalandığı, hapisten kaçtığı ve tekrar savaşıp yenildiği bir döngüye girdi. Tarihte birkaç kez farklı güçler ve kişiliklerle yeniden yaratılan Ultraman New 52 ile birlikte kötü bir kriptonlu olarak evrendeki yerini tekrar aldı.
9. The Superman (Harvey Dent)
1997`de DC, süper kahramanların politik ve ekonomik darbeler aldığı yeni versiyonlarını yayımlamaya başladı. Bu yapımlarda Watchmen`den yola çıkılıp, süper kahramanların sadece etrafta dolaşıp kötüleri dövmesinin yanında toplumu ve tarihi nasıl değiştirdikleri de irdelendi.
Bu yapımların yer aldığı Tangent Universe olarak adlandırılan evrende Superman, yaptığı bir deneyden sağ çıkmayı başarmış ve zihnini yeni bir seviyeye taşımış olan Harvey Dent idi. Telepati ve telekinezi güçlerine de sahip olan Dent, dünyanın kontrolünü ele almaya karar vermeden önce Superman`in kişiliğini taşıyordu ve daha katı bir şekilde de olsa suçlularla mücadele ediyordu. Bu güçleriyle hükümetleri kolayca alaşağı etti ve totaliter bir güç haline geldi.2008`deki bir mini dizide Dent asıl DC dünyasına gelip yeniden aynı şeyleri denediğinde gerçek Superman onu durdurdu.
8. Eradicator Superman
İlk kez 1989`da gördüğümüz The Eradicator, antik bir uzaylı ırkının kültürünü muhafaza etmek için yaratılmış, sonrasındaysa Krypton kültürü dışındaki tüm kültürleri yok etmek için yeniden programlanmıştı. Binlerce yıl sonra Eradicator Superman`e verildi. Başlarda Yalnızlık Kalesini yaratan ve Superman`i ideal bir kriptonlu haline gelmesi için manipüle etmeye çalışan Eradicator, başarısız olacağını anlayınca kendisi için, Superman`e benzeyen bir başka beden yarattı ve onu kullanmaya başladı
Eradicator Superman`in tüm anılarına sahipti fakat daha acımasız ve vahşiydi. Güneş enerjisini emme gücüne sahip olmadığından bu konuda yarattığı bedene güveniyordu. Yıllar geçtikçe daha merhametli bir hale geldi. Dünyayı kurtarmak için Superman`in yanında savaşıp fedakarlıklar yaptı. Bunlara rağmen Superman`i ve Kripton`u korumak için olan kendini adamışlığı devam etti. Dc`s Rebirth ile başlayan yeni dönemde de Eradicator geri döndü hala eskisi kadar güçlü ve tehlikeli. Muhtemelen bir gün Superman ile tekrar karşı karşıya geleceklerdir.
7. Ubermensch
2000li yılların Elseworld hikayesi ‘’JSA: The Liberty Files’’ yani Özgürlük Dosyalarında Amerika Adalet Birliği, gizli hükümet görevlileriydi. Farklı isimlerdeki, Batman, Hourman ve Doctor Mid-Nite Ubermensch (Almancada Superman) olarak adlandırılan gizli bir alman silahını araştırıyorlardı. Hitler`in güçleri bir uzaylı bulmuştu ve bu uzaylıyı yani Ubermensch`i Mısır`a yapılacak bir saldırıyı yönetmesi için kullanmayı planlıyorlardı.
Aslında Ubermensch Martian Manhunter (Marslı İnsan Avcısı) olarak bildiğimiz bir uzaylıydı. İnsanüstü hızı, gücü ve uçma yeteneğiyle tam bir Superman gibi görünüyordu ama ayrıyeten telepatik güçlere de sahipti. Ubermensch dokunduğu herhangi bir kişinin düşüncelerini absorbe edebiliyordu fakat Hitler onun sadece kendisiyle temasa geçmesine izin verdi ve ona kendi düşüncelerini aşıladı. Nazi Davasına adanmış olan Ubermensch neredeyse Hitler`in başarılı olup dünyayı fethetmesini sağlıyordu ki bu evrendeki Batman olan Bat`in ona dokunmasıyla birlikte 2. Dünya Savaşı hakkında yeni bir perspektif kazandı.
6. Overman
İlk kez 1990`da Animal Man`in 23. sayısında karşımıza çıkan Overman her şeyin yanlış gittiği bir dünyadan geliyor. Geldiği dünyada Overman, hükümetin Justice League üyelerini baz alarak yaptığı çalışmalarla yarattığı klonlardan bir tanesi. Cinsel yolla bulaşan bir hastalık kaptıktan sonra deliren Overman bir bomba yaratarak tüm dünyasını yok ediyor.
Animal Man çizgi romanında sadece bomba taşıyan bir manyak olarak karşımıza çıkan Overman, 2015 yılında yeniden revize edildi. 2015 yılında da Hitler tarafından ele geçirilmiş bir çeşit Ubermensch olan Overman Hitler`i başarıya taşıyor ve Nazilerin yarattığı soykırımın en büyük suçlularından birisi olarak görülüyor. Overman en karanlık Superman versiyonlarından biri olarak yerini korumakta.
5. Black Zero
Superboy`un 62. sayısında tanıtılan Black Zero, Superman`in öldüğü ve yerine klonu olan kendisinin, Superman 2 olarak devam ettiği bir alternatif evrende yaşıyor. Black Zero`nun güçleri Superman`in güçlerine oldukça benziyor. Başlarda da aynı onun gibi suçla savaşırken birçok cana mal olan bir savaşı kaybettikten sonra insan klonlanmasına karşı bir tepkiye yol açıyor. Ardından kendisini yeniden adlandırmaya karar veren Black Zero, klon hakları için savaşmaya başlıyor.
Black Zero Cadmus Projesini dünyadaki süper kahramanları öldürmek ve yerlerine klonlarını geçirmek için kullandı fakat bu bile onun için yeterli değildi. Daha sonrasında klon haklarını savunmak için diğer evrenleri de dolaşmaya başlayan Black Zero, yenilmesi zor, güçlü, karanlık bir Superman versiyonuydu.
4. Dark Side Superman
Darkseid ve Superman, 1988`de yayımlanan Superman: Dark Side mini serisine kadar hep düşman olmuşlardı. Bu seri ise Kal-El`in roketinin dünya yerine Apokolipse düştüğü alternatif bir evrende geçiyor. Bu evrende Superman`i Darkseid yetiştirip büyütüyor. Başlangıçta, orada güneş olmadığı için ona güç veren bir zırh giymek zorunda kalıyor. Superman Darkseid`e yardım edip onların New Genesis`i ele geçirmelerine yardım ediyor fakat oradaki Highfather onu dünyaya yolluyor ve Superman orada Lois Lane ile tanışıp yaptıklarının yanlış olduğunu kavrıyor.
Bu hikayedeki Superman kötü olmaktan çok Darkseid`in bir piyonu ama yine de onun eylemlerinin de en az diğerlerininki kadar dehşet verici sonuçları oluyor. Onun doğrudan ve dolaylı yardımlarıyla Darkseid dünyayı ele geçiriyor. Yanı başındaki güneşten de güç alan Superman serinin sonunda bir kez daha her zaman olduğu gibi Darkseid ile savaşıyor.
3. Cyborg Superman
1992`de ‘’Death of Superman’’ arkı sırasında 4 kişi Superman`in reenkarnasyonu olduğunu iddia ediyordu. İşte Cyborg Superman de bunlardan bir tanesi. Ne yazık ki, Cyborg Superman gerçekte, kendisini saf bilince çeviren zararlı güneş ışınlarına maruz kalan bir astronot olan Hank Henshaw`dı. Bu süreçte ayrıca dengesiz bir hale gelmişti. Zihinsel bir hal olarak, Superman`in fiziksel bir kopyasını yaratıp onu kullanmaya başladı.
Superman`in itibarını yok etme arzusuyla harekete geçen Cyborg Superman bir nükleer bomba kullanarak Metropolis`i yok etmeye çalıştı. Yenildikten sonra da başka yollar kullanarak amacını sürdürmeye çalıştı. Nihai yenilgisinden sonra Sinestro tarafından ele geçirildi ve eskisinden çok daha güçlü bir hale getirildi. New 52 sonrasında ise Supergirl`ün babası Zor-El olarak, Kripton yıkımından sağ çıkmayı başarmış bir kötü adam haliyle, yeniden evrendeki yerini aldı.
2. Superdoom
2012`de Action Comics`in 9. sayısında Superman, evrenin en yıkıcı güçlerinden birisi haline geldi. Bir başka gerçeklikte, sesi katı cisimler haline getirmeyi başaran makineyi icat eden bilim adamları tarafından Superman, Overcorp adlı yozlaşmış bir şirkete satıldı. Superman`in karanlık ve acımasız versiyonu o kadar popülerdi ki, en sonunda tüm dünyayı ele geçirdi. Buradaki Superman diğer tüm evrenlerdeki Supermanleri öldürmeye başladı ve Superdoom haline geldi.
Superdoom gittiği yerlerde insanların onun hakkındaki inançlarına göre şekil aldı, sayısız evrende sayısız Superman`i öldürdükten sonra New 52 evrenine giden Superdoom, oradaki New 52 Superman`i tarafından yenilgiye uğratıldı.
1- Injustice Superman
2013 çıkışlı video oyunundaki alternatif gerçeklikte, Metropolisi yok eden ve Louis Lane`i öldürmesi için onu kandıran Joker`in etkisiyle Superman öfke ve deliliğe yenildi. Joker`i öldürüp kendisinin lider olduğu yeni bir dünya düzeni kuran Superman`e karşı, asıl evrendeki hem süper kahramanlar hem de kötüler savaştılar. Bu oyun dünyanın en büyük kahramanının dünyanın en büyük düşmanı haline geldiği trajik bir hikayeyi anlatıyordu.
Oyunun ardından bu hikaye üzerine çizgi romanlar da yazıldı, başlangıçta ‘’Oyunun çizgi romanı mı olur?’’ şeklinde sorgulanan bu yapım, şimdilerde oldukça popüler. En bilindik kötü Superman de bu hikayede, hatta süper kahramanların kötü versiyonlarının şu an bu kadar popüler olmasının en büyük sebebi de bu oyun. Eğer hala okumadıysanız ön yargılarınızı bırakıp bu çizgi romana bir şans vermelisiniz, Red Son kadar etkileyici olmasa da oldukça akıcı ve keyif verici bir hikaye, ayrıca DC de bu işin bu kadar sevilmesinin ardından kendi evrenini Injustice`a yaklaştırmış durumda. Bir göz atmakta fayda var.
Peki siz ne diyorsunuz? Sizce en başarılı kötü Superman işi hangisiydi, siz en çok hangisini beğendiniz? Yorumlarda belirtin!
Robin'in ardından DC Comics, Hawk & Dove ikilisinin ilk bakış görselini yayınladı. Kadrosunda ise Brenton Thwaites (Dick Grayson), Teagan Croft (Raven), Anna Diop (Starfire), Lindsey Gort (Amy Rohrbach), Minka Kelly (Dawn Granger) ve Alan Ritchson (Hank Hall) gibi isimleri barındıran Titans dizisinin seneye gelmesi bekleniyor. Minka Kelly'in Dove, Alan Ritchson'ın Hawk karakterinin ilk bakış görseline aşağıdan bakabilirsiniz.
Robin görselinin ardından Titans'ın güzel kostümler içereceğini söylemiştik. Bunu Hawk & Dove için de söyleyebiliriz. Tıpkı çizgi romanlardaki gibi olmuş. Özellikle Hawk'ı baya beğendim. DC Entertainment başkanı olan Geoff Johns diziyle yakından ilgileniyor bundan dolayı diğer DC dizilerine benzemiyor taytlı kostümler yok burada. Ayrıca dizinin senaristlerinden olan Bryan Edward Hill Twitter'dan ''Yazarlar odasında oyun oynamıyoruz. Güvenin. #TITANS'' tweetini attı. Gelin bu diziyi diğer Arrowverse dizilerinden ayıralım çünkü harika bi' çizgi roman dizisi olacağına inanıyorum.
Abilerim, ablalarım! Tarihin en büyük haberi az önce bomba gibi düştü camiaya: Marvel evreni sinemada bir araya geldi, Marvel Studios 20th Century Fox'u satın aldı! Heyecanı daha fazla körükleme imkanım yok, tansiyon zaten tavan... İyisi mi raporlaması bana düşmüşi olan tarihin bu en büyük haberinin detaylarını hemen sizlerle paylaşayım!
MCU ile ilgili hazırlanan bu belgesel geçtiğimiz yıllarda izleyicilerle buluşmuştu, hatırlayacaksınız. Kevin Fiege 2008'de başlattığı bu yolculukta gün gün sebat etti, allem etti kullem etti 10. yılında tüm karakterleri beyaz ekranda bir araya getirmeyi başardı.
Marvel Studios, bugün itibariyle 20th Century Fox film stüdyoları ve 20th Century Fox televizyon yapım şirketini satın aldı, FX Network ve National Geographic, yirmi iki yerel spor kanalı, ayrıca Fox'un girişimleri Hulu, Sky ve Star da dahil. anlaşma FOX News, FOX brodcast network ve Fox Sports'u ise kapsamıyor. Disney zaten ABC ve ESPN'i elinde bulundurduğu için, FOX ve Fox Sports'u bünyesine dahil etmeye çalışsaydı 'anti-trust' yasasının hedefi haline gelebilirdi. Pekiyi bu, film hayranları açısından ne anlama geliyor? Şöyle; Deadpool ve Wolverine'in de dahil olduğu tüm X-Men karakterleri artık resmen MCU'ya dahil oldu diyebiliriz. Fantastic Four'un ise film hakları Constantin Film isimli başka bir şirketle paylaşılıyor, ancak bir mutabakata varılması mümkün. Yani çok büyük ihtimalle, onlar da artık denkelme dahil oldu. Bunun yanı sıra Alien, Predator, Planet of Apes, Kingsman, Die Hard ve Avatar gibi çok büyük franchise'ların da haklarını elde etmiş oldu Disney. Tarihin en başarılı filmi olan Avatar'ın devam filmlerinin çalışmalarına çoktan başladı James Cameron. Lucasfilm'i bünyesine katmış olsa da 1977 yapımım orijinal Star Wars film hakları halen Fox'ta idi. Bu şekilde onu da geri kazanmış oldular ve bir restore edilmiş versiyonun tekrar vizyona girmesi ihtimali de fanları sevindiren bir diğer gelişme oldu. Ve tüm bunların gerçekleşmesi tabii sadece bu evreni bir araya getirebilme arzusu değildi: zira Disney bu anlaşma için tam 52.4 milyar $'ı gözden çıkardı!
Ben anime izlerken heyecan yapmayı ve sürekli olarak bir sonraki sahne, bir sonraki bölümler hakkında fikirler yürütüp, tahminlerde bulunmayı çok seviyorum. Düşündüren, gizemli animelerden hoşlandığımı bir kez daha anlamış oldum böylece. Mawaru Penguindrum 2011 yılında yayınlanmış bir seri. Sailor Moon ve Shojo Kakumei Utena 'nın yaratıcısı olanIkuhara Kunihiko 'nunellerinden çıkan bir seri aynı zamanda. Nasıl bitirdiğimi dahi bilmiyorum, o kadar güzeldi ki… Konu:
Hikayemiz üç kardeşi konu alıyor. İkizler Kanba, Shoma ve ikisinin en küçük kız kardeşi Himari. Bu üç kardeş anne ve baba sevgisinden, yokluğundan uzak bir şekilde, tek başına yaşıyorlar. En küçük kardeş olan Himari, hastalığı sebebiyle çocukluğundan itibaren hayatını sürekli hastanelerde geçirmiş, okulunu yarım bırakmak zorunda kalmıştır. Bir gün hastalığı sebebiyle fenalaşır. İkizler Kanba ve Shoma küçük kız kardeşlerini hastaneye götürürler fakat hiç beklemedikleri bir haberle karşılaşırlar. Himari’nin fazla ömrü kalmamıştır. ''Kader'' adını verdiğimiz olgudan umudunu yitirmeye başlayan ikizler Kanba ve Shoma, en azından Himari’ye güzel bir gün geçirebilmesi için bir zamanlar aileleri ile birlikte gittikleri akvaryuma götürürler. Ancak kader ağlarını çoktan örmüştür.
İnceleyelim;
Karakterlerimizden Himari, ilk bölümde hastane de hayatını kaybediyor. Ancak ikizler Kanba ve Shoma’nın onu götürdükleri akvaryumda aldıkları penguene benzer bir şapka onu hayata geri getiriyor. Himari’nin taktığı şapka, onu iki kişilikli biri haline çeviriyor. Şapka kafasındayken gelen kişiliği abileri Kanba ve Shoma’ya, Himari’nin hayatta kalabilmesi için ‘’Penguindrum’’ı bulmaları gerektiğini söylüyor. Aksi taktirde onu sonsuza kadar kaybedeceklerini söylüyor. Himari’nin geri dönüşü ile birlikte bir takım yaşanmışlıklar ve beraberinde getireceği hesaplaşmalar da bir bir gün yüzüne çıkıyor.
Hani biz hep deriz ya ‘’kader ağlarını örmüş’’ işte bu seri tamda bu şekilde. Serideki karakterler birbirlerinden alakasız iken aslında geçmişten gelen üzücü bağlantıları gün yüzüne çıktığında boğazımda bir düğümlenme oluştu. Ben animeyi 9. bölümden sonra anlamaya başladım. ‘’Tuhaf’’ kategorisinde olduğu için çoğu insanın dikkatini çekmiyor ama seri de sembolizm ve metafor çok kullanılmasa bence kült olabilecek bir seri. Çünkü işleyiş açısından kurguyu anlamak zor gelebilir. Kişisel düşüncem animeyi izlerken hiç bitmesin istedim. Gereksiz olarak gördüğüm birkaç ayrıntı dışında şu ana kadar izlediğim en derin, en sevgi dolu, en gizemli animelerden biri olduğunu söyleyebilirim. Özellikle çizimleri ve karakter seslendirmeleri çok iyiydi. Serinin en etkileyici yanı ise izlerken konuyu anladıkça, ne kadar hayatın içinden gerçekler olduğunun farkına varacaksınız. Animeyi ikiye bölecek olursak, ilk kısımda Penguindrum arayışıyla izleyici kafa karışıklığına sürükleniyor ancak yine de izlemeyi bırakamıyorsunuz. Asıl olaylar ise ikinci kısımda başlıyor. Bu noktadan sonra kardeşlerin geçmişleriyle yüzleşmelerini görüyoruz. Ayrıca Ringo isminde bir karakter de olaylara dahil oluyor ki, serinin ana olayını oluşturan karakterin kardeşi oluyor kendisi.
Kaynaklardan edindiğim bilgiye göre Japonya’da kendilerine ‘’Aleph’’ (şimdiki adı) verdikleri bir dini örgüt, 20 Mart 1995’de Tokyo’nun çeşitli metro istasyonlarına sarin gazını yayıp 12 kişinin ölümüne, 6000 kişinin ise yaralanmasına sebep olmuş. Örgüt kurucusu ise idam edilmiş. Mawaru Penguindrum serisinin işlemiş olduğu konunun da bu olduğunu düşündüm. Serinin en iyi yanı kesinlikle yaptığı sistem eleştirisi oldu.
Adını koydukları ‘’Çocuk Izgarası’’ ile de toplumda terk edilmiş, hor görülen çocuklara dikkat çekmesi, bizlerin birey olarak geldiğimiz noktayı, hissizleşip değerlerimizi kaybettiğimizi, çürümüş olduğumuzu gözler önüne serdi. Serinin sonu biraz muallak bitse de, beni çokça etkileyen nadir animelerden. Özellikle ost’leri, opening ve ending mükemmeldi. Son 4-5 bölümü beni çok etkiledi. İkizler ve Himari hakkındaki gerçekler de gün yüzüne çıkınca içimde boyut atlayan bir boşluk aynı zamanda bir derinlik oluştu.
Bir de günlük meselesi var ki, animenin ilk yarısında insana gına getirecek boyuta ulaşacak bir konu haline geliyor. İkinci yarısında ise meselenin asıl amacını çözmüş oluyoruz. Karakterlerin iç dünyasını keşfettikçe aslında her birinin bir şeyleri temsil ettiğinin de farkına varıyorsunuz. Aşk yüzünden içindeki karanlığı ortaya çıkaran ancak fedakarlığı bırakmayan karakterden, başkalarının iyiliği için kendini feda eden, yine de sevdiği insanlarla bağlantısını, ilişkilerini koparmak istemeyen karaktere kadar harika bir çizgisi olan sembolik bir hikaye izliyoruz. Aslında umutsuzluğu, karanlık ve aydınlığın seçimi, güç gösterisi gibi birçok kavramı da karakterlerin değişimi üzerinden izlemiş oluyoruz böylece. Aile sevgisi ve aşkın doğal dengesini korumaya çalışan bir anime aynı zamanda. Ayrıca olaylar çözüldükçe geçmişteki olaylardan zarar gören karakterlerin, serinin son seyrinde bir şekilde kendilerini farkettirmeleride, animeye ayrı bir hava kazandırmış. Bu animeyi uzun uzadıya açıklamaya çalışmak için sayfalar lazım aslında ama ben genel hatlarıyla size aktarmaya çalıştım.
Eksik yanları da var tabi; seriyi harika bir şekilde oluşturan kişiler bana göre konuyu takip etmekte zorlandı ve işleyiş açısından fazla kafa karıştırdı. Onların hayal gücünü tam olarak göremedik ona üzülüyorum. Çok fazla soru işareti vardı ve ''Hepsi çözüldü mü?'' sorusu akıllarda yer edindi. Sembolizm ve metafor bu kadar çok anime ile bütünleşmese idi, eminim daha çok insana ulaşacaktı ve unutulmaz animeler arasında yerini alacaktı. Yaşamın sanki bir cezaymış gibi olduğunu düşünenler oldu ki, sanırım bu da izleyen kişinin ruh haline göre şekil alıyor. Lost dizisinin finalini izleyenler bilir, hayal kırıklığı yaşanmıştı. Bu animede de bunu hissediyorsunuz. Finalin nasıl olması gerektiği konusunda çelişkilere sürüklüyor bizi. Her insan bir gün ölür ve mantıklı düşünen her insan bunu bir şekilde kabul eder. Ancak bunu umutsuzluk içinde değil de sağlık bir şekilde yaparlar. Kimi de kabullenmez, sürekli bir arayışta olur. Kafasında kurdukları planlar onları karanlığa sürükler. İşte anime karakterlerimizin ikinci yarısından sonraki gerçekliğidir bu. Sonuç olarak, fedakarlık ve sevgi bağı gerektiren konu, her şeyi dengede ve bütünlük içinde bırakacaktı. Ölüm korkusu doğal yoldan ortaya çıkarılıp aslında korkulanın ölüm değil, ölümün yol açtığı ayrılık olacaktı.
Kısaca trajikomik bir yaşamın, geçmiş ile yüzleşmesine tanık olacaksınız. Ya seveceksiniz ya da nefret ederek uzaklaşacaksınız. Değeri bilinmeyen animeler sıralaması yapacak olsam, ilk sıraya koyacağım anime olur kendisi şüphesiz. Sırf soundtrack için bile izlenebilecek bir anime. Umarım seversiniz.
Justice League ile aynı gün yayınlanan Punisher dizisini sonunda izledik ve karşınızdayız. Şimdiden söyleyelim; İnceleme BOL SPOILER’lı, izlemeyen varsa iyi günler diliyorum. Genel bir inceleme yaparsam dizi kesinlikle harika olmuş diyebilirim.
Aksiyon sahneleriyle, harika yazılan karakterleriyle, güzel senaryosuyla bu dizi gerçekten olmuş. Daredevil 1. sezonundan daha iyi olduğunu düşündüğüm bu yapım Jon Bernthal’in oyunculuğuyla yüceliyor. Açıkçası dizi askerlerin psikolojilerini anlatmakta çok başarılı olmuş. Lewis Wilson’dan tutun Billy Russo’ya neyi neden yaptıklarını anlayabiliyorsunuz. Dizi ara ara harika flashbacklerle izleyiciyi gülümsetmeyi başarıyor. Hadi detaylara geçelim...
İlk bölüm aksiyonla başlayıp aksiyonla bitiyor, karakterleri tanıtıyor ve Frank’in travmasını açıklıyor. Lewis karakterine iyi bir başlangıç yapıyoruz en yan karakterlerin bile olayını anlıyoruz. Frank’in tepkisizliği ve artık işim bitti hali çok iyi yansıtılmış. Sondaki soygun olayı Punisher’ın geri dönüşü için fena değil. Başlıyoruz...
Söylemeden edemeyeceğim jenerik gerek sahneler gerek müzik açısından Daredevil ile rahatlıkla kapışır diyebilirim. Micro şekil bir başlangıç yapıyor bir an ana kötü olacak diye düşünseniz bile çok geçmeden niyetinin iyi olduğunu anlıyorsunuz. Frank çok şüpheci ve bu çok normal hayatında olan çok az adam var ve çoğu ona kazık atmış artı hemen bir düşman belirleyip öldürmek istiyor ki iş uzamasın. Frank Curt ile konuşmaya gidiyor ve adamımız gibi adamların yaşadıklarını anlıyorsunuz, insan savaş gördükten sonra her şey tamamen değişiyor ne kadar aksine çabalasan da. Bu arada Ajan Madani ve ortağı olayı çözmeye çalışıyor ve Madani’yi sevmesem de kadının işinde iyi olduğunu kabul etmeliyim. Anvil’de Madani Russo’yla tanışıyor ve bunların dizide sevişme sahnelerinin olacağını anlayabiliyoruz. Russo Frank’in yaşadığını bilmiyor ve gayet iyi bir adam gibi yansıtılıyor dizinin ilk bölümlerinde. Micro’nun ailesi ilk defa göründüğünde tüm dizide büyük rol oynayacaklarını fark etmiyoruz ama bu Zach denen çocuk çoğu bölümdeki gibi yine bir ergen modunda. Bu karakterler olmasa olur muydu? Olurdu ama karakterlerin normal yaşamlarının gösterilmesi bazen hoşuma gidiyor doğrusu. Bu boşlukta Frank çakallık yapıp Micro’nun karısına gidiyor ve koz elde ediyor Micro’nun kameraları da her yerde... Carson Wolf Frank tarafından güzelce öldürülüyor. Erken gitti diyebilirim. Micro Frank’in oyununa dayanamayıp hata yapıyor ve çıplak sahnelerine giriş yapıyoruz.
Micro’nun orjinini öğreniyoruz. Billy ve Curt konuşuyorlar. Açıkçası tüm dizi boyunca bu iki adamı çok sevdim fakat Billy düşman olmasa favori karakterim bile olabilirdi. Lewis ilerliyor fakat yanlış adamla olduğunu anlamak zor olmuyor. Yine bir flashback sahnesiyle şerefsizimizi görüyoruz. Frank keşke öldürebilseydi diyenlerdenim ben de tabii ki. Frank ve Micro ortak oluyor ve işler karışıyor. Lewis karakteri büyümeye devam ederken yine Turk reisi görüyoruz. Yunan espirisi komikti gerçekten. Silah soygunu başarısız. Frank ortağının evine her fırsatta gidiyor ve Sarah ile bir şeyler olacağı bu bölümden anlıyoruz.
Lewis Anvil’e katılmaya çalışıyor ve öne çıkıyor. Curt Lewis’i Billy aracılığıyla attırıyor ve Lewis çocukça sinirleniyor ama onu anlayabiliyoruz. Homeland operasyonunu tek başına çökerten Frank ve Micro silahları alıyor ve bu sıkıntı bitiyor.
Madani ise Frank’i tanıyıp araştırmasına devam ediyor. Madani Frank’i ekipten gizliyor çünkü güvenmiyor ve her yerde böcekler var, mantıklı. Tuzağı fark edemeyen şerefsizin yaşadığını ve CIA’in önde gelenderinden olduğunu görüyoruz. Frank hala ailemizle samimi durumda. Madani Frank için Karen ile tanışıyor. Frank suçluluk duygusu duyuyor normal olarak. Her gün Punisher’ımız için yakıyoruz. Başı sağ olsun. Frank ve Micro, Gunner’ı buluyor ümitli de olsalar adamın öleceği çok açıktı. İyi ok atıyordu ama rahmetli. Micro yaralı Frank’i kurtarmayı başarıyor ve bu bölüm de bitiyor. Frank kurtarılırken Billy de Madani‘ye vuruyor ilişkileri ilerliyor. Billy Frank’in yaşama ihtimalini öğreniyor ve yavaştan kötü olduğunu belli etmeye başlıyor. Lewis, O’Connor ile birlikte broşür dağıtıyor fakat Lewis tutuklanıyor ve yine sinirleniyor. Billy Frank’i anons ediyor Frank onu işe dahil etmek istemiyor. Curt, Frank’e Billy ile konuşmasını söylüyor ve Billy yeni kimlik verelim gibisinden bir teklif sunuyor. Lewis ise yalancılığından ve adiliğinden dolayı O’Connor’ı öldürüyor.
Billy Rawlins ile çalışıyor... Frank askeri üsse sızmaya hazırlanıyor fakat bu işi asker öldürmeden yapmak istiyor. Bunun sebebi çok açık ve anlaşılabilir bölümün devamında bir askerle karşılaşıyor ve gerçekten güzel bir sahne olmuş. Jon Bernthal o kadar iyi oynamış ki adamın askeri vurduğunda yüzündeki acıyı görüyorsunuz. Morty diye bir karakter görüyoruz. Öleceği belli olan bir karakter ama Billy’nin iş bitirici hallerini göstermek için iyi bir bahane. Frank Rawlins’i buluyor ve bir mermi atıyor. Güçlendirilmiş cam mermiyi içeri almıyor ve yine ölmüyor.
Billy ve annesiyle bir sahne izliyoruz fakat bunun dizinin devamında hiç etkisi olmuyor. Kafamda soru işareti kalan çok az sahneden bir tanesi... Frank Sarah ile içmeye başlıyor ve kadının öpeceği açık Frank’ten bir hamle beklerdim açıkçası. Öpüşme olayından sonra Frank ve Micro inişli çıkışlı bir sahne yaşıyorlar. Madani’yi dinleyen Billy, Frank’i öldürmek için harekete geçiyor fakat Madani ona oyun oynuyor ve tuzağa düşuyorlar. Sam ölüyor ve sadece Billy kaçabiliyor. Sam’i az çok seviyordum açıkçası. Zach çığrından çıkınca Frank konuşmaya çalışıyor fakat çocuğu yanlış anlıyor. Sonrasında durumu kurtarıyor biraz fakat çocuk pek değişmiyor. Lewis bomba patlatıyor ve Karen ile iletişime geçmeye çalışıyor. Çocuk korkak olduğu ve başka bir yol bilmemesi bunu yapmasını normal kılıyor yani Lewis Punisher gibi savaşabilecek kadar yürekli bir adam değil. Frank bombadan haberdar olunca sivillerin ölmesinden dolayı bu hareketi çok yanlış buluyor ve Lewis’i bulmaya çalışıyor. Curt Lewis’in bombalı saldırılarını öğrenince onu buluyor ve konuşmaya çalışıyor fakat işin sonu kavgayla bitiyor. Kavga bayağı gerçekçi açıkçası normal hayatta kavga yaşansa olabilecek şeyler... Curt bacağından dolayı kavgayı kaybediyor maalesef ve Lewis onu bombayla birlikte bağlıyor.
Frank Curt’ü buluyor ve Lewis ile konuşuyor. Lewis ikna oluyor çünkü ilham aldığı adam ona yapmamasını söylüyor. Ben de orada olsam aynı tepkiyi verirdim diyebilirim. Curt’ün kopuk bacağının hikayesi beni şaşırtmayı başardı. Frank Curt’ü kurtarsa bile yaşadığını tüm dünya öğreniyor bu arada Micro Madani ile buluşuyor. Sağlam bölüm olmuş. Lewis senatörün toplantısına baskın yapıyor ve bu olayla ilgili farklı hikayeler ortaya atılıyor. Karen gazete ve radyo işinden dolayı çağırılmış fakat olaylar olaylar... Lewis de Frank de bayağı sağlam geliyorlar. İşin aslını ve devamında yaşananları görüyoruz. Aksiyon sahneleri yine çok iyi olmuş. Frank binadan ayrılırken Madani önüne çıkıyor. Frank tam kaçacakken headshot yiyiyor vuran da Billy Bey. Frank Billy’nin artık iyi olmadığını anlıyor fakat bu arada Russo Madani’yi vurmaya hazırlanıyor. Polis Frank hariç diğerlerini alıyor. Madani de Russo’yu çözüyor.
Frank Karen’ı bulmaya gidiyor ve onu Lewis ile buluyor. Yine söylemeden edemeyeceğim dizi müzikleri çok sağlam olmuş yani gerçekten çok az eksisi olan bir dizi izliyoruz. Bu bölüme Frank’in ihanete uğrayışına tepkisini göstererek başlamışlar, güzel. Madani de Russo’ya kızgın... Rawlins tabii ki Russo’yu gözden çıkarmaya hazır. Sarah ve Zach Rawlins ve Russo tarafından kaçırtılırken Frank Punisher logosunu çizip avlamaya hazırlanıyor. Frank ve Micro kaçırıldıklarını anlayınca Micro kız çocuk ile buluşmaya gidiyor.
Frank bulundukları yere tuzak kuruyor ve Billy’nin adamlarını gafil avlıyor. Harika bir dövüş sahnesi de adam fazla güçlü, yaraları onu hiç etkilemiyor yani bunu bilerek mi yaptılar bilmiyorum ama çok fazla olmasa da rahatsız oldum diyebilirim. Frank Madani’yi arıyor ve efsane bir bölüme geçiyoruz. Frank bildiklerini anlatıyor fakat Micro önce ailemi istiyorum tribine giriyor. Sonrasında Madani ile plan kurup değiş tokuşta vuruluyor. Ölmediği çok belli açıkçası fakat eminim ki eğer öldüğüne inanmamızı isteselerdi, inanırdık. Frank değiş tokuştan sonra işkence görüyor, güzel sahneler.
Rawlins gelip Frank’i dövmeye başlıyor sonra Frank akıllıca bir hamleyle Billy’den çabuk ve hızlı ölüm sözü istiyor. Şifreyi giriyor ve bam! Rawlins’in omzunun altında bıçak... Bu arada şifre görüntüleri Homeland’e veriyor yani tüm plan buydu. Rawlins de yarasına rağmen vurabiliyor rahat rahat bu da şaşırtıcı belki de hata ama önemli değil pek. İşkence sahnelerinin arasına Maria'nın sahneleri koymaları çok güzel Frank’in psikolojisi gerçekten iyi yansıtılmış. Billy sözünden bahsedince Rawlins ile tartışıyorlar ve bu Billy’nin Frank’i serbest bırakmasına neden oluyor. Frank Rawlins’i öldürüyor fakat sahne o kadar muhteşem ki... Maria sahneleri giriyor, evim burası muhabbeti dönüyor, arkadaki soundtrack harika daha ne olsun ki. En iyi bölümün 12. Bölüm olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Homeland hangarı basıyor ve Frank’i kurtarıyorlar. Ağır yaralı olan Frank’i Madani’nin babası kurtarmak zorunda kalıyor. Billy kolundan yara alıp kaçmayı başarıyor bu arada. Billy Curt’ün evini basıyor fakat Frank bu hamleyi tahmin edip çatıdan sniper ile müdahale ediyor.
Bire bir dövüş için Billy, Frank’in ailesinin öldüğü lunaparkı seçiyor. Flashback sahneleri yine güzelce serpiştirilmiş bu bölümde de. Billy vs Frank sahnelerinin ortasında Madani geliyor ve tek yiyiyor Billy’den. Son dövüş sahnesinin başları başa baş giderken Frank aynayı önce sokup sonra aynayla öldüresiye dövüyor Russo’yu. Madani kurtarılıyor, Russo komada, Frank ve Micro’nun ailesi iyi. Mutlu son... Mutlu son bekliyor muydun diye soracak olursanız Madani ölür diyordum açıkçası Frank’in ölmeyeceği iki iki dört o yüzden şikayetçi olacak pek bir şey görmüyorum. Toplamak gerekirse müzikleri ile karakter gelişimleri ile aksiyon sahneleri ile flashbackler ile bizi heyecanlandıran bazen psikolojik açılardan düşündüren adaleti sorgulattıran büyüleyici bir dizi olmuş.
Puan: 9.0/10